İstanbul keşfime, moralim her bozuk olduğunda veya ruhen bunalımda olduğumda ki -genelde ruh halim- kulaklıklarımı takıp avereler gibi dolaştığım Maçka Parkından başlamak istedim. Evet, bir başlangıç veya bitiş çizgisi değil ama bendeki yeri biraz daha özel olduğu için ilk burayı ele alayım dedim. Genelde kulaklıkları takıp parkın içinde kaybolurum. İşin kötü yanı da kaybolduğumu hissettiğimde hava kararmış oluyor. Bende ayaklarım popoma deye deye ayrılmak zorunda kalıyorum. Meğer kaybolmadığımda ve yanımda sevdiklerim olduğunda ne güzel bir yermiş burası. Bu güzelliğini daha yeni farketmiş olmam benim büyük ayıbım. İlk defa mutlu bir şekilde gittim ve kulaklık takıp fink fink gezmek dışında daha nice özelliklerini keşfettim. Daha nitelikli fotoğraflar çekebilirdim ama havanın cehennem sıcaklığı ve benim tabletimin sarjı buna el vermedi. Hatta daha kapsamlı dolaşıp tekrar yazmayı da düşündüm ama yaşadığım anılara saygısızlık etmek istemedim.
Aslında ilk hedefimiz güzel bir piknik sofrası hazırlayıp yanına bir de şarap patlatmaktı ama olayları o kadar spontane yaşadık ki yiyeceklerimizi hazır almak zorunda kaldık. Çimenlerde hamburger yemek vaaaaooov Cansel vaaaaaaaaaooov. Ben böyle içimi döküyorum ama isterseniz bu yazı sizin için bir öneri yazısı da olabilir aslında. Havalar ısınıyor, avam avam avmlerde check-in atacağınıza gelin burda çekirdek çitleyin. İnanın aradaki farkı anlayacaksınız. İlham alacağınız çok fazla nokta var. Bir kere toprak lan toprak! Elektriğinizi alır, sizi pamuksu biri yapar.
Bu kısa gezintimden size verebileceğim birkaç ufak öneri var:
- Mutlaka sevdiğiniz insanlarla gelin.
- Paranızı cool gözükürüz diye saçma sapan çar çur etmeyin. Sevdiklerinizle atıştırabileceğiniz ufak atıştırmalıklar alın. Hatta kendiniz hazırlayın. Bu daha keyif verici oluyor.
- Telefonlarınızı (birkaç instalık fotoğraf çektikten sonra) bir köşeye bırakın.
![]() |
| Küçük şeylerin sizi mutlu etmesine izin verin. |
Bu parasız da mutlu olunabilir, kuşlar mutluluktan uçuyor Pollaynna misali tavrımı aslında biraz bu aralar fazla para harcamama ve etrafta fink atamama borçluyum. Bu bir gerçek. Ama siz dediğimi yapın, yaptığımı yapmayın.
Laf lafı açmışken size iki önerim daha var.
-Anlat İstanbul-
İstanbul'u tüm çıplaklığı ile konu alan eşcinselinden mafyasına, prensesinden sokakta yaşayanına kadar minik minik hikayelerin bir noktada birleştiği filmin efsane kadrosu da cabası. Mutlaka izleyin. Durup durup kendinize ''ben ne işin yaşıyorum?'' diyeceksiniz ve sayısız ders çıkartacaksınız. (Filme başlarken yanınıza bir miktar peçete alın ki sel olan gözyaşlarınızı silin. Ben izlerken 2 kutu bitirdim.)
-KALBEN-
Bu kıza, söylediklerine, yaşadıklarına, anlattıklarına kulak verin. Güzel sesinden bahsetmiyorum bile. Altın kalbi belki de pek çok sanatçıda araypta bulamadığımız bir şey. Albümünü yeni satın alma fırsatı buldum ve geldiği yeri hatta daha fazlasını sonuna kadar hakettiğini gördüm. Uzun zamandır satın aldığım ilk albüm. Şarkılarını kendi yazıyor, kendi söylüyor. Daha ne olsun? Favori şarkılarım ise açık ara; Saçlar ve Sadece.
İyi dinlemeler. :)
Bir dahaki gezintimde bakalım, ne haltlar yiyecek nerelerde kaybolacağım.Kendinize iyi bakın, hayattan zevk almaya bakın. Kendi adıma becerebildiğim en iyi şey bu!






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder